Kapalıçarşı’daki ‘Deli Kız’ın hikayesi
Küreselleşmenin böyle de bir yönü var. Serbest piyasa kurallarının
geçerli olduğu Kapalıçarşı’da, Türk halk kültürün, Türk sanatının
bekçisi bir Amerikalı. New York’lu Linda Caldwell, esnafın
tabiriyle ‘Deli Kız’... Eğer bugünlerde Kapalıçarşı’ya yolunuz düşerse
mutlaka “Deli Kızın Yeri”ne uğrayın. Burada tarihî çarşının 8 yıllık
esnafı Linda Caldwell’in kendi elleriyle yaptığı iğne oyalı aynalar,
tokalar, bebekler, kadife çantalar ve Osmanlı motifli şemsiyeler sizi
hayrete düşürebilir. Daha da hayret verici olan ise Caldwell ile
konuşmaya başladığınızda duyduklarınız olacaktır. Artık o kadar
‘içeriden biri’ olmuş ki cep telefonu müziği Candan Erçetin’in bir
parçasıyla çalıyor örneğin. O kadar Türk gibi düşünmeye başlamış ki
Türkiye’de ölmek istiyor. Her şeyden önemlisi rengarenk el yapımı
ürünlerin işçiliğini de yapan Caldwell’in çarşı esnafının artık
unuttuğu geleneksel ticari ahlaka da sıkı sıkıya bağlı olması. Ürünleri
fix fiyattan yerli ve yabancı müşteriye ayrım gözetmeden satıyor. Diğer
esnaf maliyet üzerine yüzde elli kâr koyarken o masrafları karşılayacak
kadar kâr koyuyor. Çünkü onun için önemli olan bir anda çok
kazanmaktansa bir ömürlük müşterilere sahip olmakmış. Deli Kızın Yeri’ne gelen Türk müşterileri genellikle “Biz
kendi değerlerimizin kıymetini bilmiyoruz. Siz bizden daha çok sahip
çıkıyorsunuz.” diye hayıflanıyormuş. Caldwell’in bu Türk müşterilere
cevabı ise “Yabancı farklı bir gözle bakar. Bir Türk Amerika’ya gelince
bize dair şeylerin değerini dışarıdan farklı bir gözle daha iyi
değerlendirir. Gelenekselden günümüze daha iyi yol yapar. Benim için
daha önce hiç görmediğim harika şeyler bunlar; oysa bir Türk bunların
içinde doğduğu için ona sıradan geliyor bana mucize gibi görünen
güzellikler.” oluyormuş. Yaptığı ürünleri ABD’ye de ihraç etmeyi
düşünmüş Linda. Ancak can sıkıcı gümrük sorunları ve sadece üç kişilik
bir ekiple çalışıyor olması bu projenin yarım kalmasına neden olmuş.
Türklerin Amerikan malı tutkusuna anlam veremediğini söyleyen Caldwell;
“Türkiye hakkında beni en çok şaşırtan; her yerde bankamatik görmek,
McDonalds, Pizza Hut, Coca Cola görmek. ABD’de ne kadar berbat şey
varsa hepsini buraya taşımışsınız. Bir Türk börek varken neden böyle
şeyler yemek ister hiç anlayamıyorum. Maalesef Türkiye çok şey
kaybediyor kendi kültüründen.”diyor. Linda Caldwell Türk vatandaşlığına
da başvurmuş; fakat başvurusu reddedilmiş. Ama vazgeçmiyor. Yeniden
deneyeceğini söylüyor Caldwell’in Türkiye’ye geliş macerası ise oldukça
ilginç: 1973’te eşinin Yalova Karamürsel Amerikan Askerî Tesisi’ndeki
görevi nedeniyle İstanbul’a yerleşmiş. Türkiye’yi çok beğenen Bayan
Linda, eşini emekliliğinde İstanbul’da yaşamaya ikna etmiş. Anadolu’da
dolaşmadığı yer kalmayan Caldwell, her gittiği bölgede Türk sanatına
dair örnekler toplamış. 1997’de Arnavutköy’de açtığı ilk atölyesinde
annesinden küçük yaşta öğrendiği dikiş becerisine Türk motiflerini
ekler. Böylece ortaya birbirinden güzel günlük kullanılan eşyalar
çıkmış. Bir süre önce Arnavutköy’deki atölyeyi kapatıp sadece
Kapalıçarşı’daki şubede satışa devam eden Linda Caldwell yakınlarda
‘Junior’, yani çocuk şubesini de açmış. İki şubede 800 çeşit ürün
pazarlıyor. Pazar günleri dışında 08.30-19.00 arası açık olan dükkanda
en düşük fiyatlı ürün 1 dolar, en yüksek fiyatlı ürün ise 150 dolara
satılıyor. Bez bebek şeklinde mutfak torbalığı, nihale, peçete
yüzükleri, bebek şeklindeki kapı durduracakları, rüzgar kesen bebek
kapı altlığı en çok ilgi çeken ürünler arasında bulunuyor. Kedi
şeklinde çocuk yastıkları, balık şeklinde ev eşyaları, geleneksel
şekilde hazırlanmış iğne oyalı, dönen derviş şeklindeki ağaç süsleri de
özel ilgi çeken ürünlerin başında geliyor. Mekan Cemil İpekçi, Hande
Ataizi ve yurtdışından gelen devlet başkanlarının uğrak yerlerinden
birisi.
18.03.2006 FATMA DURMUŞ |